『』 『』 『』
Bu duruma şaşıran tek kişi Holou’ydu. En başından beri, oyuna katılan herkes az çok neyle karşılaşacağına dair bir ön bilgiye sahipti. Plum’ın planı tutmasa da Dhampir Taşı’nı ortaya koymasının, Azril’in Flügel Taşı’nı Jibril’e emanet etmesinin sebebi buydu.
O kendini beğenmiş Old Deus’ları köklerinden tutup aşağı çekmek… Burada toplanan oyuncular için bu, kendi sonlarını riske atmaya değecek kadar büyük bir motivasyon kaynağıydı.
“…Söylesene Chlammy? Tam da tahmin edildiği gibi oldu.” Fiel’in feri sönmüş gözlerine bir ışık huzmesi geri döndü. “Bugün—bugün—dünya sessizce… tepetaklak oldu!”
Evet, her şey Elven Gard’dan ayrılmadan önce hayal ettikleri gibi gitmiş görünüyordu. Ancak Chlammy, bölme panelinin ötesine seslenerek Fiel’in düşünce zincirini devam ettirdi:
“Evet ama Elven Gard’ı parçaladık ve şimdi bir de işin içinde bir Old Deus var… Artık geri dönemeyiz.” Kesinlikle öyleydi. Dünya muhtemelen bir korku kazanına dönecekti. Çok az kişi Elkia’ya savaş ilan etme cesaretini gösterebilirdi—ama bunu yapacak olanlar çıkacaktı. Elven Gard, örneğin, bunu öylece sineye çekemezdi, keza diğerleri de— “…Şu senin ‘şikâyetçi Old Deus’un her an kapıyı kırıp içeri dalsa şaşırmam. Bununla başa çıkabilecek misin? Bizi yaktıktan sonra, burada ‘hayır’ cevabını kabul etmem.”
Kardeşler, Chlammy’nin bu delici sorusunu boş bir ifadeyle yanıtladılar.
“…Başa çıkmak mı? …Büyük bir zevkle… Eğer gelirlerse… Biz de onlara gideriz, hem de daha sert…”
“Dahası; Immanity’nin yanında Werebeast, Flügel, Dhampir, Siren, Old Deus—hatta Elf bile var. Eğer birileri bu ekibi yenebileceğini sanıyorsa, onlar için bir dua okurum.”
Fiel, Sora’nın bu neşeli haline kaşlarını çattı.
“…Neden acaba, yoksa hayal mi görüyorum, az önce beni de mi araya sıkıştırdın?”
Aldığı cevap ise şaşırmış gibiydi.
“Ha? Yani, sizin artık geri dönecek bir yeriniz kalmadı, değil mi?”
?
Sora, oluşan kısa sessizliği kendisi bozdu.
“Elven Gard’a vatandaşlıktan çıktığınıza dair resmi bir bildiri gönderdik—ya da şöyle diyeyim, gidip vatana ihanetinizi bir güzel ispiyonladık. Oh, sizin için yaşayacak harika bir yerimiz var, o yüzden rahatlayın. Steph’e yetenekleri için teşekkür etseniz iyi olur! Vay canına, seni gidi…”
Chlammy ve Fiel’in bakışları Steph’e öyle bir hızla döndü ki, gözlerinin çıkardığı gıcırtı sesini duymak neredeyse mümkündü. Steph de benzer bir etkiyle kafasını başka yöne çevirdi.
“…I-ıııı… S-Sora bana emir verdi, biliyorsunuz değil mi? O-ho-ho-ho…”
Chlammy büyük bir su sıçratmasıyla öfkeyle sudan fırladı ve Sora’nın olduğu yöne bağırdı.
“S-s-sen! Bize ne yaptın sen böyle?!”
“Haaa? Yani, kaybedeceğiniz zaten belliydi… Bir düşününce, yapılacak en düşünceli şey buydu.”
“Senin canına okuyacağım!! Ama her neyse, Elven Gard’ın altını nasıl oymamız bekleniyor ki—?”
“Hayır, yani—buna artık gerek kalmadı, biliyor musun?”
““…………Ha?””
Chlammy ve Fiel donakalırken, keyfi yerinde olan Sora onları aydınlattı.
“Görüyorsunuz ya, onlara sadece ne yaptığınızı anlatmakla kalmadım, her türlü pisliği de söyledim—aklıma gelen her şeyi.”
“……”
Chlammy, Sora’nın ne demek istediğini kavrayınca yumrukları titredi. Aralara karışmış olabilecek yalanlar bir yana, Chlammy ve Fiel gerçekten de koca bir eyaleti bahse koymaya cüret etmişlerdi. Eylemlerinin kapsamı (hafızaların manipüle edilmesi ve toprakların sonunda çalınmış olması dahil) düşünüldüğünde, ortaya çıkacak paranoya—
“Onları kendi hallerine bırakın, çok geçmeden—Elven Gard bölünecek!”
……
“Vay be, bu kadar büyük bir ülkede iç savaş… Çok kanlı olacak…”
“…Diğer bir deyişle, tadından yenmeyecek…”
Sora ve Shiro, ciddiyetsiz ve dümdüz bir tonda bu durumla eğlendiklerini belirttiler.
—Güm. Chlammy dişlerini gıcırdatırken yumruğunu duvara geçirdi ve düşündü: İşte bu yüzden…
Planına ne kadar çok küçük kıvrım ve detay eklersen, bir şeylerin ters gitme ihtimali o kadar artardı.
Aynen böyle olmuştu. Tek bir darbeyle her şeyi yerle bir etmişler ve ganimetlerle birlikte arkalarına bile bakmadan kaçmışlardı. Bu, Chlammy ve Fiel’in sonsuza dek aradığı o hamleydi—ve şimdi bu durum Chlammy’nin içini öfkeyle kavuruyordu. Bunu tam önünde, sanki hiçbir şeymiş gibi yapıvermişlerdi. Onları öldürmek istiyordu.
“…Chlammy… Güçlü olmalıyız!” Fiel, artık hayat dolu bakan gözleriyle titreyen Chlammy’yi teselli etti. “Bir dahaki sefere, her şeyi onlara bir trilyon katıyla iade edeceğiz… Ve şu sinek bozuntusunu da asla unutmayacağız!”
Fiel’in yüzü öfkeden yanıyordu; Chlammy ise bir başka huzursuz edici kahkaha attı.
Reactions
0 reactions0 comment
No comments yet. Be the first to comment!