『』 『』 『』
Bir varmış bir yokmuş, yapayalnız bir kız varmış. Dünyanın henüz şekil almadığı o eski mi eski, insanın başını döndürecek kadar kadim zamanlarda... Kız bir tanrıymış. Ama bir tanrının ne olduğunu ya da neden doğması gerektiğini bilmiyormuş. Ve ona cevap verecek ne kimsesi ne de bir şeyi varmış.
Dünya hâlâ her türlü zekâdan yoksundu. Kız, bilinci olmayanlar adına "neden" diye sormak için doğmuştu. Kendi eteri de dahil olmak üzere her şeyden şüphe duyan kız, kalemini eline aldı ve sormaya devam etti: Var olmak nedir? Dünya nedir? Soran kişi kimdir? Lakin ne kadar çok sorusu olsa da soracak kimsesi yoktu. Ne kadar çok hipotez kursa da karşılık verecek hiçbir şey yoktu. Sonsuz zamanın ortasında, o yalnız filozof kız her şey hakkında "neden" diye sormaya devam etti. Ve dünyada tek başına olduğu için, ne kadar yalnız olduğunu bile bilmiyordu.
Hayal meyal, konuşacak birini aradı. Beş küçük mekanik küp yarattı. Gözlem, analiz, doğrulama ve adaptasyon birimleri ile bunları denetleyip komuta edecek beşinci bir birim vardı. Bu, henüz duyarsız olan bu dünyada zekâ yaratma girişimiydi. Bağımsız akıl yürütme araçları; onun konuşacak birine, sonsuz sorularına cevap verecek birine duyduğu özlemdi. Ama mekanik zekâlar—sırayla kendi sorularını sordular.
—Ben neyim? Sen nesin? Soru nedir?
Makinelerin zekâsı vardı ama kızın sahip olduğu bir şeyden yoksundular. Kızın, yalnız olduğu için kendisinde olduğunu bile bilmediği bir şeyden. Bu sebeple, o ilkel dünyada "kalbe" sahip olan o ilk kız ümitsizliğe kapıldı. Ne umudun ne olduğunu biliyordu ne de onu anlıyordu. Ve böylece, çağlar ötesi sessizliğin sonunda, kız nihayet tek bir yol düşündü—içinde sonsuzca fokurdayan o soruları cevaplamak için bir yöntem. Kendi varlığının gerçekliğinden bile şüphe duymaya başlayan yalnız tanrı, sonunda—
—kendini inkâr etmeye ve kendi eterini oyup çıkarmaya karar verdi.
En azından bir cevap bulmuştu: Var olmuştu. Ölümü pahasına elde ettiği o cevabı sımsıkı tuttu.
Reactions
0 reactions0 comment
No comments yet. Be the first to comment!