No Game No Life
No Game No Life
C8Bölüm 03-1

BÖLÜM 3- İFŞA

 

Saçma Cevap

 

Doğu Birliği'nin (Eastern Union) başkenti Kannagari adasında, kuytu bir köşede Chinkai Tandai Bölgesi yer alıyordu. Elli katlı bir CTD gökdeleninin on kat altında, resmi raporların aksine bir kat daha aşağıda bir yer vardı: on birinci kat. Bu uçsuz bucaksız salon, Doğu Birliği'nin ulusal bir sırrını, diğer Irklara karşı kullandıkları o gizli kozu barındırıyordu: bir oyun. Geniş yer altı salonunun derinliklerinde bulunan bir VR makinesiydi bu—en azından öyle olması gerekiyordu. Ekipmanlarla dolu olması gereken o karanlık yer altı odası, şimdi—

“Bu da neeee? Zavallı olduğunuzu biliyordum ama beklentilerimin bu kadar altına düşmeniz beni benden alıyooooor.”

—havada süzülerek dans eden bir Dhampir tarafından işgal edilmişti. Sabahla gecenin, yerle göğün, şurasıyla burasının birbirine karıştığı o paramparça manzaranın içinde Plum, (erkek olmasına rağmen) ayartıcı bir şekilde gülümsedi.

“Oh… Belki de sadece ben çok güçlüyümdürrr? Eh-heh-hehhh, bunun için özür dilerimmmm.”

Plum’ın attığı her hesaplı adımda, bu parçalanmış gerçeklik sınırsızca dönüşüyordu.

“—Kulağımda bir sinek vızıltısı var… Neden acaba, bu ses dayanılmaz.”

Plum’la yüzleşen Fiel’in gülümsemesi daha da genişledi ve cinayet kokmaya başladı. Mekân her değiştiğinde akan ruhlara kadar her şey değişiyordu; Fiel’in bir ayin örmek—bir büyü derlemek—için kullanmaya çalıştığı ruhlar sis gibi dağılıyordu. Sanki—hayır, muhtemelen tam olarak öyleydi—Fiel, orada olduklarını sandığı için kendisiyle alay eden ipliklerle bir şeyler örmeye çalışıyordu.

“Bana kalırsa, artık buraya biraz sessizlik getirmenin vakti geldi de geçiyor bile!!” diye öfkeyle haykırdı Fiel; alnındaki mücevher parladı. Vücudundan geçen geometrik bir ışık huzmesi tüm boşluğa yayıldı. Plum’ın (manzarayı gizleyen) büyüsünü, mekânı ve ruhları paramparça ederek o teknoloji dolu salonu eski haline getirdi.

Dört iplikli bir ayin: “Omit Cast.” Derleme aşamasını neredeyse tamamen atlayan, anında fırlatılan bir büyü—ki bu, Elflerin en iyi büyücüleri için bile aşırı zor bir başarıydı. Fiel bu sayede ruhani aldatmacayı yerle bir ederken, paralel olarak iki iplikle daha asıl hedeflediği ayini derlemeye koyuldu.

Doğu Birliği’nin VR sistemi için tasarlanmış bir hackleme ayiniyle oyunu bitirmenin peşindeydi. Eğer o tek ayini derleyip fırlatabilirse, oyun onların olacaktı. Chlammy’nin Ino Hatsuse’ye karşı zaferi kesinleşecekti. Elfler arasında nadir görülen bir Hexcaster olan Fiel Nirvalen, tüm kaynaklarını bu paralel derlemeye aktarıyordu. Ayinin aşırı karmaşıklığına rağmen saniyeler içinde tamamlanmıştı ve—

“Oh, sakın bana, sakın bana… Beni hafife aldığını söylemeeee?!”

“—Ne…?!”

Fakat o saniyelerin bir sonsuzluk olduğu yalanını söyleyen kahkaha, Fiel’in düşüncelerini bulandırdı. Mekân bir anlığına tekrar yer altı salonuna dönmüştü ama şimdi, yerin altında olmaktan çok uzak, gökyüzünün tepesinde aşağı doğru süzülüyorlardı…

“Nazikliğin için teşekkür ederimmmm. Ama lütfen benim hislerim için endişelenme! Hadi, gerçekten neler yapabileceğini görelimmmm.”

Plum’ın o küçük kanatlarını neşeyle çırparak onlarla birlikte süzülüşünü izleyen Fiel, şaşkınlıkla nefesi kesildi.

—İmkânsız! Az önce bozduğu büyüyü, o daha yenisini fırlatamadan yeniden derleyip konuşlandırmış mıydı? Büyü yapma hızı bir Elfi mi geçiyordu? Bu olamazdı…… Ama Plum onun oraya varmasını bekliyordu.

“Nihayet anlayabildin mi? Hafızan da ne kadar nefes kesici derecede zavallıymış!”

Yorum önündeki Dhampir’den gelmemişti—

“Hadi dikkatlice geçmişe gidelim! Sanırım sana şunu söylemiştim!!”

—parmaklarıyla dokunduğu şeyden, yani kendi ağzından gelmişti. Fiel bunu ancak—çat—manzara tekrar parçalandığında fark edebildi.

“‘Lütfen bana karşı en azından bir büyü kullanabileceğinize inanınnn!!’”

Hala neresi olduğu belirsiz, yamalı bir boşlukta Plum anlatmaya devam ediyordu.

“‘Gerçekliğe uyandığınızda sizinle dalga geçmek çok daha keyifli olacak!’ Ve şimdiii…”

Onu bir koltukta arkasına yaslanmış çay yudumlarken gören Fiel’in yumrukları öfkeden titredi.

“Kaç büyü yaptın? Bilgin olsun diye söylüyorum, cevap sıfırrrr! Ah-ha-haaa!”

“Omit cast”i bile becerememişti. Plum ona becerdiğini düşündürtmüştü. Plum, öfkeden deliye dönen Fiel’i parmağında oynatıyordu ve—

“Oh, Bay Inooo? Size yeni hedef verilerini gönderme vaktim geldi!”

Oyunda—o dönüp duran çılgınlığın içindeki tek sabit görüntüde—

“Çok iyi, Sör Plum! Eminim işime yarayacaktır!!”

“Hey, Fi?! Bu pislikler resmen oyuna müdahale ettiklerini duyuruyorlar!”

Chlammy protesto ederken, Ino verileri Plum’dan alıyordu.

“…Müdahale mi? Neden acaba, ortada bir ayin olduğuna dair hiçbir iz göremiyorum…!”

“Ah-ha-haaa, kalbim parçalanıyor. Boş çabanızı izlerken gözyaşlarımı zor tutuyorum!”

……

Oyunun dışında, Plum ve Fiel akıl dışı bir büyü savaşına girişmişti. Oyunun içinde ise Ino ve Chlammy… akıl dışı bir fiziksel savaş denilebilecek bir şeyin ortasındaydı.

“Geber Soraaa!” “Seni parçalara ayıracağım, seni maymun dölü!” Sora’ya benzeyen NPC’ler birbiri ardına havada uçuşurken sesleri yankılanıyordu. Bu sırada, bu manzarayı izleyen—

“Hey, sevgilime ne yaptıklarını sanıyorlar?! Neler oluyor?!”

—ve su kabının içinde hırsla gürültü koparan Siren kraliçesi Laila vardı. Bu karmaşada zoraki bir gülümseme takınmayı başaran kişi ise kızıl saçlı bir kızdı—

—Stephanie Dola. Neler oluyordu? Laila’nın sorusuna Steph zihninde cevap verdi: Her şey yedi saat önce başlamıştı…

 

Previous
Next
Reading Settings
18px
1.8

Reactions

0 reactions

0 comment

Sort

No comments yet. Be the first to comment!