No Game No Life
No Game No Life
C8Bölüm 02-5

『』 『』 『』

Bütün bir gezegeni sıkıştıran o alan serbest bırakıldı. Bükülen fizik kuralları, sanki asıl hallerinin ne olduğunu hatırlamış gibiydi. Yerçekimi ve zaman durmuşçasına o beyaz boşlukta, dördü birden sürükleniyordu. Jibril; birbirlerinin ellerini tutmuş gülen Sora ve Shiro’nun mırıldanmalarını dinledi.

“……”

Ne demesi gerektiğini düşündü ama hiçbir şey bulamadı. Efendilerine nasıl bir yük yüklemişti böyle. Binlerce kez ölse bile bu hadsizliğinin kefaretini ödeyemezdi… Hayır, bunu düşünmek bile başlı başına eşsiz bir hakaretti, fark etti… Özür dilemek söz konusu bile olamazdı. Onlarla tanışana kadar sadece birer kelime olarak bildiği o duygular içinde fırtınalar koparıyordu: nefret, pişmanlık, yetersizlik, ihmalkârlık. Bu durumda—dünyada hangi yüzle onlara bakabilirdi ki?

“…Oooooooof… Pekâlâ…”

Sora’nın dudaklarından, ruhunu da beraberinde alıp götürecekmiş gibi derin bir iç çekiş döküldü.

“Iı-ııh… Evet. Bayağı eğlenceliydi. Geçer not aldın diyelim, Jibril.”

Yüzü ekşidi ve kendini gülümsemeye zorladı.

“…Bizi kaybetmekten başka çaremiz olmayan bir oyunun içine soktun. Ve sonra—tamamen yok edildik.”

“……Eğlenceliydi… ama, bir dahaki sefere… biz kazanacağız…”

Shiro da onu suçlamaya ya da azarlamaya meyilli görünmüyordu.

“—Boşluk ilk mağlubiyetini tattırmak az buz bir başarı değil—ama kolla kendini.”

Sadece— Evet…

“Senin o kıçını yüz, bin—on bin kez yere sereceğiz ve orada duracağımızı da sanma sakın!”

Yüzleri, kaybetmenin verdiği o sonsuz hüsranın açık bir resmiydi. Yaralarını sergilerken her zamankinden daha büyük konuşan efendilerini gören Jibril—şaşkına dönmüştü… afallamıştı.

“Yok edilmek” mi? “Mağlubiyet” mi? Neler diyorlardı böyle? Oyunun sonuncu… en kötüsü olması gerekiyordu. Onun sonuncu olmasına izin vermemişler, onu en iyisine dönüştürmüşlerdi… Ve sonra—ona—hadi bir daha yapalım, demişlerdi. Söyledikleri bu muydu?

Tüm zaferlerin ötesinde bir kayıp elde etmişlerdi. Yine de bu kaybı, bir kayıpmış gibi kederle karşılıyorlardı. Jibril nihayet çok daha önce söylemesi gereken şeyi, başından beri onlara nasıl bakması gerektiğini anladı.

“…Teşekkür ederim Efendilerim. Sözlerinizi hak etmiyorum…!” diye mırıldandı, duyguları içinde kabarırken. Sonra hatırladı.

“Eğer tüm bunlardan zevk alıyorsan, o zaman bize küçük bir şey ver—iki zar.”

Görevi yerine getiremedikleri için zarları kaybettiklerinde, üçünden ikisinin yok olması gerekiyordu—Sora’nın kastettiği bu olmalıydı. Küçük bir şey mi? Ne kadar da az, diye düşündü Jibril, göğsünden zarları çıkarırken.

—Yetmiş iki saat geçti. Görev yerine getirilmemiş sayıldı.

O sesi duydu… ama artık o sesin onun için hiçbir anlamı yoktu…

Previous
Next
Reading Settings
18px
1.8

Reactions

0 reactions

0 comment

Sort

No comments yet. Be the first to comment!