No Game No Life
No Game No Life
C8Bölüm 00-1

No Game No Life - Cilt 8

Devam

Diyelim ki, dünya uğruna ölmek zorundaydın. Ne yapardın? Bir zamanlar, bu seçimi yapmak zorunda kalan bir kız vardı. Kendi yok oluşuyla, ölüme mahkûm gezegenini kurtarması gerekiyordu—bir tanrı ona böyle söyledi. Kız bu düşünceyle acı çekti, savaştı, ağladı… Ve sonunda bir karar verdi. Dünyayı kurtarmak istiyordu; sevdiklerinin yaşadığı bu toprakları—ve sevdiği adamı. Ağır bir kalple, titreyen dudaklarla tanrının önüne sürüklendi. Ölmeyi seçmişti. Fakat tam o anda:
“Onun yerine ben öleceğim.”
Bir adam onu durdurdu ve tanrının karşısına geçti. Bu adam, kızın hayatı pahasına kurtarmaya karar verdiği kişiydi; sevdiklerinden biriydi—ve sevgileri karşılıklıydı. Tanrı, adamın yüzüne bakarak sordu:
“Ölümden korkmuyor musun?”
Adam gülümsedi. Sevgilisinin ölmesine izin vermektense, ölmeyi tercih ederdi.
“Ölümden daha korkunç şeyler var.”
Ve böylece, gök gürültüsü gibi yankılanan alkışların ortasında öldü. Dünya kurtuldu. Geride kalan kız, tek bir gözyaşı dökerek, bu yeniden kazanılmış dünyada onun yerine de yaşayacağına yemin etti. Bu yorgun klişeyle, yürek burkan hikâyeleri sona erdi.

Ama siyah saçlı, siyah gözlü çocuk ve kızıl gözlü, beyaz saçlı kız bu sona tamamen ilgisizce baktılar. Oyunun kapanış jeneriği akarken ikisi de aynı şeyi düşündü:
“Ölümden daha korkunç şeyler var.”

Evet, emindiler. Ama neden kimse ana karaktere, ölmeden önce bunu söylememişti?
“Sevdiğin insana, ölümden beter bir kader mi yükleyeceksin?”

İşte buna “fedakârlık” diyorlardı. Ne güzel bir kelime… Tam bir duygu sömürüsü. Siyah saçlı çocuk, kişiliği kadar eğri bir gülümsemeyle sırıttı. Kızıl gözlü kız suratını astı. İkisinin de aklından geçen aynıydı:
Görünüşe göre, bu dünyayı kurtaran şey tek bir erkek başrolün ölümü oldu.
Tek bir fedakârlık, milyarlarcasının ölümünü önledi ve tatlı kahraman kız hayatta kaldı. Ne harika. Ne büyük bir başarı! Ne kadar “verimli” bir zafer!!

Tamam… O hâlde.

Geride bırakılan kız bu durum hakkında ne düşündü? Sevgilisi bizzat ölümden korkunç şeyler olduğundan bahsetmişti—ve sonra ona, tam da o lanet yükü bırakmıştı: kendi hayatı pahasına onu hayatta bırakmak.
O herifin kesinlikle ölüm fetişi vardı.

Kahraman kız, sevdiği adamı kaybetmektense ölmeyi tercih ettiğini açıkça söylemişti. Peki eline ne geçti?
Kardeşler birbirlerine baktılar ve aynı sonuca vardılar.
—Ne korkaklık ama.

Evet, bunu “fedakârlık” olarak adlandırabiliriz. Evet, bu adam bunu sadece egosu uğruna yapmış olabilir ve muhtemelen kimse buna karşı çıkmazdı. Zaten, karşı çıkacak biri bile kalmamıştı ki.

Ama asıl seçim, hangisinin öleceği değil…
…ikisinin de ölmesi mi, yoksa ikisinin de yaşaması mı olmalıydı.

Asıl soru buydu.

Diyelim ki bu tamamen egoydu. O zaman tutarlı ol ve sonuna kadar git. Eğer ikisi de hayatta kalırsa dünya yok olacaksa—
—o zaman bırak, yok olsun.

Bunu sorumsuzca mı buluyorsun? O hâlde işte bir yanıt: Hangi sorumluluktan bahsediyorsun?
Diyelim ki dünya yok olmanın eşiğindeydi ve sevgi, cesaret gibi şeyler sayesinde kurtarıldı. Ne güzel bir hikâye. Ama sen onların iyiliğini nasıl bu kadar doğal karşılayabiliyorsun? Eğer sorumluluk hakkında konuşuyorsak, o zaman dünyayı bu hâle getirenin sorumluluğu ne olacak?!

…Bunu şöyle düşün.
Eğer dünya en başından mahvolmaya mahkûmsa, yok olması zaten beklenen bir şey olmaz mı?

Zaten sona erecek bir dünyanın, şimdi sona ermesi ne fark eder?!

Bu durumda, neden o ikisi dünyanın sonuna kadar gülerek kaçıp gitmesin ki?

Bunun bir “ego” meselesi olduğunu söylüyorsan, kusura bakma ama bu geçersiz.

Çünkü eğer şikâyet etmeye niyetliysen bile… tüm dünya yok olup gidecek!!

Ama her ne olursa olsun, siyah saçlı abi, uyuyan kız kardeşini yatırırken düşündü:
Diyelim ki dünya uğruna ölmek zorundaydın. Ne yapardın…?

O ve kardeşi arasında, kim ölmeliydi?
İkisi için de bu açıkça bir seçenek değildi.

Peki ya ikisi birden ölseydi?
Bu biraz daha iyiydi, ama yine de mümkünse kaçınılmalıydı.

O hâlde ya ikisi de yaşarsa?
…Bu en iyi seçenek olurdu.

Ama yine de.

Tabii ki, “Sizin aptal dünyanızı umursamıyorum! Hepiniz yok olup gidebilirsiniz!!” diye bağırıp kaçabilirdi.

Ama kız kardeşinin saçlarını okşarken düşündü…
O zaman kesinlikle onunla birlikte gülmüyor olurdu.

Öyleyse hem kendilerini hem de dünyayı nasıl kurtarabilirlerdi?
Her şeyi, tek bir fedakârlık yapmadan nasıl kazanabilirlerdi?

Hâlâ genç olan çocuk, kız kardeşinin uyuyan yüzüne bakarak kendi kendine acı acı güldü.
Belki de bunu başarmanın bir yolu… bu dünyada yoktu.

Previous
Next
Reading Settings
18px
1.8

Reactions

0 reactions

0 comment

Sort

No comments yet. Be the first to comment!