『』 『』 『』
“Oh, işte buradasın! Nereye kayboldun, Izuna? Çok endişelendikkk!”
“…Izuna-tan… kayıp mı… oldun?”
Siyah saçlı genç bir adam ve onun tam zıttı, bembeyaz bir kız—Sora ve Shiro—Izuna’yı bulmuştu.
“Izuna~ Tek başına ortalıkta dolaşamazsın! Bu dünyada şüpheli insanlar da var, biliyorsun ya!”
“…Un. Nii gibi… Shiro gibi insanlar…”
Kendilerini <em>[İki Şüpheli İnsan]</em> olarak tanımlayan bu ikili, Izuna’yı okşayıp kucakladı. Gerçekten endişelenmişlerdi, ancak bir <em>Werebeast</em>’e bir şey olacağı fikri başlı başına absürttü.
“…Ben… uh… üzgünüm, desu.”
Izuna, Tet’in anlattığı hikâyeyi hatırladı. Çelişkili duygular içinde yüzü asık bir şekilde özür diledi.
“—Oh! Izuna-san’ı buldunuz mu? Hff… Şükürler olsun!”
Geç gelen kızıl saçlı kız—Steph—benzer şekilde terler içinde ona doğru koştu.
“Izuna-san, kendi başınıza bir yerlere gitmemelisiniz! Şu şüpheli insanlara bir bakın!”
Gözleriyle Sora ve Shiro’yu işaret eden Steph’e bakıp özür dilemek için başını kaldıran Izuna, kızın göğsünde takılı olan mavi taşlı broşu fark edince duraksadı.
“Hey, hey, Steph-kou.”
“Eh? Evet, alıştım artık… Ne oldu?”
“Göğsündeki taşı hangi cehennemden buldun, desu?”
“Onu çalmışım gibi söylemesen olmaz mı?”
Kızgınlığını dile getiren Steph, broşunu dikkatlice gösterdi.
“Büyükbabamdan bana kaldı. Dola ailesinin nesiller boyu aktarılan yadigarı.”
“Bakmama izin ver, desu.”
“Uh… pekâlâ… Aldırmam ama lütfen kırma—”
Steph isteksizce broşu verirken, Izuna bu isteği üzerine tüm ciddiyetiyle başını salladı.
—<em>Çat!</em>
“Eeeghyaa—aaaahhh, aile yadigârım! Benim aile yadigârım!”
Çığlık atan, köpürerek yerlere yığılan Steph’i destekleyen Sora, gözlerini kısarak mırıldandı.
“Yakından bak. Sadece süs kısmını çıkardı… Ama sen ne yapmaya çalışıyorsun, Izuna?”
Izuna, taşın yüzeyindeki dekoratif kısmı söktüğü tarafı çevirdi ve hafifçe gülümsedi. Bunu fark eden Sora ve Shiro ellerindekine baktılar ama—
“…? Ne yazıyor?”
“…Bu <em>Immanity</em> değil… Jibril… Okuyabilir misin?”
Shiro, sanki bu normalmiş gibi orada olmayan birinin adını söyledi.
“Ohhh, evet, evet, evet♥ Çağırıldığında gelen Jibril, benim. Efendilerim, yedi yüzden fazla dili hem yeni hem de eski lehçeleriyle kolaylıkla tercüme edebilen bana mı ihtiyacınız var?”
“…Zaten durumun ne olduğunu biliyorsun…? Izuna-tan, sorun ne?”
<img class="aligncenter wp-image-2036 size-full" src="https://araznovel.com/wp-content/uploads/2023/08/Ngnl_v6_illust_14.jpg" alt="" width="1536" height="2048" />
Izuna, aniden ortaya çıkan Jibril’e doğru sert bir bakış atıyor ve hırlıyordu.
“…Şimdi düşününce, her şey bu kaltağın suçu değil mi, desu…?!”
Tüylerini kabartan Izuna, Jibril’e dik dik bakmaya devam etti ama kimse söylediklerinin ne anlama geldiğini bilmiyordu.
“N-Ne demek istediğini anlayamadım… Ama Jibril, bunu okuyabilir misin?”
“—Aman tanrım, bunlar antik kabartmalar. Immanity dili standart hâle getirilmeden önceki yazılar… Hmmm…”
Çeviriye başlamadan önce <em>‘Eğer yanılmıyorsam’</em> diyerek okumaya başladı:
—Couron Dola
—Riku Dola
—Schwi Dola
“…? Bunlar kim? Akrabaların falan mı, Steph?”
Steph gururlu bir şekilde kıkırdadı.
“Couronne Dola… Elkia’nın kurucu kraliçesi. Hayatı boyunca ağladığını kimse görmedi. Gülümsemesi bilgelik doluydu… Büyük Savaş sonrası Immanity’ye liderlik eden büyük bir liderdi… Dola ailesinin gururu.”
“—Ne?! Direkt ülkenin kurucusunun soyundan mı geliyorsun!? Büyük Savaş altı yüz yıl önceydi değil mi?!”
“…Step… sen bir prenses miydin…?”
“Geçmiş zaman kullanmasan olmaz mı?!”
Ama—dedi Steph, broşa bakarken başını sallayarak:
“Bu garip… diğer ikisinin kim olduğunu bilmiyorum…”
“…Hmm, ben biliyorum ama dişi olan bir Immanity değildi… Ne büyük tesadüf!”
Izuna, Jibril’in yaptığı yorum yüzünden hırlasa da Sora’nın aklına başka bir şey takılmıştı:
<em>Hayır… gerçek soru şu:</em>
“Izuna, Steph’in bile bilmediği dekorasyonun altında böyle bir şey olduğunu nereden biliyordun?”
Sora’nın demek istediğini anlayan Shiro, Steph ve Jibril gözlerini Izuna’ya diktiler. Ama Izuna sadece küçük bir gülümsemeyle yetindi ve taşı nazikçe yerine yerleştirdi. Bunu yalnızca ona anlatmasının bir nedeni olmalıydı. Bu yüzden Werebeast sezgisi ona sessiz kalmasını fısıldıyordu.
…
Sonra Sora tekrar herkesin yüzüne baktı.
“Herkes çantalarını aldı, değil mi? Shiro?”
“…Ben iyiyim…”
“Jibril—senin elinde hiçbir şey göremiyorum…”
“Endişelenmeyin Efendim. Uzayı sıkıştırdım ve çantaları onun içine yerleştirdim. ♥”
“Ne… dört boyutlu bir cebe mi sahipsin…? Uh, Izuna?”
“Mm, emanetlerimi aldım, desu.”
“Ve Steph… onlar senin için fazla değil mi?”
“Evet, evet, hallettim. Bu ağır çanta…”
“—O bizim gizli silahımız, dikkatli taşı, tamam mı? Bekle… Hey, Plum hangi cehennemde?”
“B-Burada… Tam olarak benim isteğim olmasa da… Güneş batar batmaz ayrılacağım…”
“Harika. Herkes hazır görünüyor.”
“Ne? Sora—o ikisini beklemeyecek misin?”
“O ikisiyle orada buluşacağız. En kötü senaryoda, daha sonra bize katılabilirler. Bununla birlikte—”
Cesur sırıtışlarla Sora ve Shiro etraflarına bakıp sordular:
“Pekâlâ—gidelim mi?”
Reactions
0 reactions0 comment
No comments yet. Be the first to comment!