—Çok uzun zaman önceydi.
Yaşlı tanrılar, en yüce varlık olabilmek için ödülün peşine düştüler. Kısa süre sonra hizmetkârları ve yarattıkları canlılar da bu savaşa dahil oldu.
Bu savaş öylesine uzun sürdü ki, sonunda herkes savaşmaktan bıkmıştı.
Kanla lekelenmemiş tek bir toprak kalmamıştı. Canlıların acı dolu çığlıkları gökyüzünden hiç eksilmedi.
Bilgi sahibi ırklar birbirlerinden nefret etti, katliamlar peş peşe geldi, cinayetler sayısız kez tekrarlandı.
Elfler küçük köylerini üs edinip büyüyle av yaptılar.
Ejderhalar bedenlerini silah gibi kullanarak düşmanlarını parçaladı.
Warbeastler, avcı hayvanlar gibi önlerine çıkan her şeyi yok etti.
Gün batımıyla kararan topraklar, Yaşlı Tanrıların başlattığı savaşlar yüzünden daha derin bir karanlığa gömüldü.
‘Şeytan Lordları’nın ve onların müttefiki canavarların ortaya çıkışıyla fantazmalar dört bir yana dağıldı, araziye hâkim oldu.
Böyle bir dünyada asalet ya da güzellik değil, yalnızca savaşçılar hayatta kalabiliyordu.
İnsanlar ise önemsizdi.
Ülkeler kurabilmek, klanlarını yaşatabilmek için hayatlarını ortaya koymak zorundaydılar.
Hayatta kalabilmek için.
Ama insanların selamlayacağı bir kahraman belirmedi.
Ve böylece kanla lekelenmiş bir dönem yaşandı.
Bu, gökyüzünden, denizlerden, hatta yeryüzünden bile eski bir hikâyeydi.
Burası, “DisBoard” olarak bilinen dünyaydı.
Ancak sonsuza dek sürecek gibi görünen savaş aniden sona erdi.
Denizler, topraklar, gökyüzünü kaplayan yıldızlar…
Savaşmaya devam etme arzusu kayboldu.
Çünkü faydasızca ölmekten başka bir sonuç yoktu.
İşte o noktada, en büyük güce sahip Yaşlı Tanrı, Tek Tanrı olarak tahtına oturdu.
Ve izleyen Tanrı düşündü:
Baştan beri, bu savaştan kaçınılmalıydı.
Tahtına oturdu, yıkıma uğramış topraklara baktı ve tüm canlılara seslendi:
“Kim en güçlü, en zorba, en umutsuz ve en bıkmışsa… Cesetlerden kuleler dikenler… Bana bilginizi kanıtlayın!
Sizler ile akılsız hayvanlar arasındaki fark nedir?”
Tüm ırklar, oy birliğiyle, cevaba ihtiyaçları olmadığını söylediler.
Cevap tek bir kelimeydi:
Zeka.
Ama bu çorak dünyanın önünde bu yanıt da boşa düştü.
Çünkü Tanrı hiçbirini kabul etmedi.
Ve Tanrı konuştu:
“Bu, Tanrı’dan gelen bir emirdir. Bundan sonra kimse yağmalayamayacak, kimse kan dökemeyecek.”
O sözler, [Yemin] oldu.
Ve bu dünya için mutlak, değişmez bir yasa haline geldi.
O günden sonra, savaş yok oldu.
Ama kendilerini “mantıklı” diye nitelendiren nüfus birleşti ve Tanrı’ya isyan etti.
Savaşlar bitmiş olsa da hâlâ çatışmalar vardı.
Bunun üzerine Tanrı, en zeki olduklarını iddia eden On Altı Irk’a buyurdu:
“Düşüncenizi, aklınızı, yeteneklerinizi ve kaynaklarınızı kullanın.
Bilgelik kuleleri inşa edin ve zekânızla kendinizi kanıtlayın.”
Sonra Tanrı, alaycı bir gülüşle on altı satranç taşı çıkardı.
Ve böylece, [On Emir] dünyaya geldi.
Savaş, tamamen ortadan kalktı.
Tüm tartışmalar artık [Oyunlar] ile çözülecekti.
Çünkü Tanrı, tek yasaydı.
Ve Tanrı’nın adı… TET’ti.
Reactions
0 reactions0 comment
No comments yet. Be the first to comment!